Ankara; 29 Şubat 2008
BASIN AÇIKLAMASI
Bu resimlerdeki iki kişi arasında çok korkunç 7 benzerlik bulunmaktadır. Bu benzerlikleri bulun. Aslında kafa yormak gereken bir bilmece sorusu gibi. Ama biraz hafızalarımızı zorlarsak o korkunç benzerlikleri hemen bulabiliriz. Gelin benzerlikleri sıralayalım, hemen hatırlayacaksınız. 1.) Sorumlu olmalarına rağmen “sorumsuzca” davranmaktan keyif alırlar. 2.) Yurttaşlarının “balık hafızasına” güvenirler 3.) Gerçeği çok rahatlıkla çarpıtırlar. 4.) Show yapmakta ustadırlar 5.) Suçlarından yargılanmamak için iktidardaki “ağabeylerine” sığınırlar 6.) Zeytinyağı gibi üste çıkarlar 7.) Başkalarının “ölümü pahasına” yalan söylerler . Aslında hemen tanımışsınızdır. Birisi Ticaret ve Sanayi eski bakanı Cahit ARAL, diğeri, Ankara B.Şehir Belediye Başkanı İ.Melih GÖKÇEK.’tir.
1986 yılında Çernobil felaketi hemen ertesinde tüm dünya ülkeleri yurttaşlarının bilgilendirir ve korurken Cahit Aral TV’lerde höpürdeterek çay içiyor ve “ çayda tehlike yok ki imha edelim, yapılan 50 bini aşkın ölçüm sonuçları Türkiye’de tüm gıdaların radyasyon bakımından tamamen güvenceli olduğunu gösterdi, dinine imanına inanan “radyasyon var” demez” diyordu. Hem de hiç utanmadan ve sonraki artacak kanserlerin yani ölümlerin olacağını bilerek YALAN söylüyordu. Sonrasını hep beraber yaşadık ve yaşıyoruz. Korkunç radyasyon gerçeğini, Karadeniz bölgesinde ve Türkiye’deki kanser patlamasını şimdi hiç kimse inkar edemiyor. 50 bin rapor var yalanı ölümleri durduramadı.
On yıl sonra başka bir “showman” aynı yollardan yürüyor. Benzer biçimde ama çay yerine su içiyor. O, kendisi için özel, radyasyonsuz çayı höpürdetiyordu. Bu ise güya Kızılırmak suyu içiyor. Üslup aynı üslup, show aynı show, rapor yalanı aynı, çarpıtma ve inkar aynı. Ne yazık ki seyirciler aynı değil bir kısmı önceki showdan sonra öldü. İçlerinde biri de “Karadenizin hırçın çocuğu” Kazım Koyuncu idi. 10 yıl sonra umarız yeni Kazımlar ölmez.
PLANLAMA VE İNŞAAT AÇISINDAN SÖYLENEN YALANLAR
Kamuoyu sürekli “onlar 10 yılda bitirmeyi planlıyordu biz on ayda bitirdik” yalanı ile kandırılmaya çalışılmaktadır. DSİ tarafından yapılan planlamada Kızılırmak suyu 2027 yılı sonrasında düşünülmüştür. Sebebi ise yine raporda yazıldığı gibi “ tek başına Kızılırmak Alternatif çözümü ilk yatırım bedeli ve işletme masrafları yönünden Gerede +Kızılırmak Alternatif çözümünden daha pahalıdır. Bu hesaplamalara dahil edilmeyen ancak, Kızılırmak sistemi için yapılması gerekli olan (Kızılırmak suyundaki oldukça yüksek olan sülfat iyonunun arıtılması için) Özel Arıtma Ekipmanı’nın ilave yatırım ve işletme bedeli gereksinimi nedeniyle, Kızılırmak sisteminin geriye bırakılması kararlaştırılmıştır. Ayrıca, Kızılırmak havzasındaki kirlenmeye yol açan etkenlerin zaman içerisinde denetim altına alınacağı ümidi gibi faktörler etkili olmuştur.” Daha açıkçası Kızılırmak suyu kirli ve yapımı pahalı olduğu için DSİ tarafından şimdilik önerilmemiştir. 2027 yılına kadar geçecek süre içresindeki ekonomik ve teknolojik gelişmelerde düşünülerek daha sonra yapılması planlanmıştır. Ayrıca yine aynı raporda Kızılırmak alternatif su hatları içerisinde en kirli ve en pahalı olduğu için Kesikköprü seçilmemiş, “Kapulukaya A” alternatifi seçilmişti.
İÇME SUYU KRİTERLERİ AÇISINDAN SÖYLENEN YALANLAR
Kızılırmak suyunun “zehirli” olduğunu sadece biz söylemiyoruz. Kendileri de biliyor ve söylüyorlar. İ.Melih GÖKÇEK’in açıklamalarında da Kızılırmak suyundaki sülfatın litrede 339-357 miligram olduğunu açıklanmıştır. Sağlık Bakanlığı standardına göre; 1.kalite suda bulunması gereken sülfat oranı 25mg/L, 2. sınıf suda bulunması gereken en fazla sülfat oranı 250 mg/L dir. Halihazırda Ankara suyundaki Sülfat oranı 21 mg/L’dir. Sülfat “Zehirdir.”
Klorür, halihazırda Ankara suyunda 8 mg/L olup, Kızılırmak suyunda 262 mg/L dir. KLORÜR – “KANSER YAPICIDIR.”
Mevcut Ankara suyundaki sertlik oranı 8,5 dir. Kızılırmak suyunda ise sertlik oranı 45,4 dür. Standardı ise 6,5 ile 8,5 arasındadır.
DSİ Genel Müdürlüğü’nün 2005 yılında yayımladığı ve Kızılırmak üzerinde kurulu bulunan “Hirfanlı ve Kesikköprü Baraj Gölleri ve Havzalarında Kirlilik Araştırması” Raporu’nun Tartışma ve Sonuçlar Bölümünde belirtilen sonuçlar şunlardır. Hirfanlı ve Kesikköprü Baraj Göllerinde yapılmış olan kirlilik araştırmaları kapsamında baraj göl sularının bakteriyolojik açıdan ikinci kalitede su olduğu, içme suyu olarak kullanılamayacağı belirlenmiştir.(Sy.164) “Kızılırmak suyu II. Sınıf su kalitesindedir(sy.191) , kirlilik araştırmaları kapsamında bölge hakkında görülen rahatsızlıklar doğrultusunda ( epidemi esas alınarak ) belirlenen mikroorganizmalar ve içme suyu kirlilik parametrelerinde belirtilen indikatör mikroorganizmalar incelenmiş, baraj göllerinin bakteriyolojik açıdan kıta içi II.sınıf su kalitesinde olduğu ve içme suyu olarak kullanılamayacağı belirlenmiştir. ( Sy.199) Klorür, sulfat, sertlik değerleri çok yüksektir.Bu parametreler içme ve kullanma suyu açısından çok önemlidir ve ileri arıtma teknikleri kullanmadan düşürmek mümkün değildir.( Sy.212) Mikrobiyolojik ölçüm sonuçları da Hirfanlı ve Kesikköprü barajları sularının bakteriyolojik açıdan kıta içi II.sınıf su kalitesinde olduğu ve içmesuyu olarak kullanılamayacağını göstermektedir.( Sayfa 213)”
Bütün bu gerçekler ortada iken hala bilim adına, insanlık adına, tarafsızlık adına “Kızılırmak suyunda tehlike yoktur” denebilir mi? Kızılırmak suyuna 1. kalite sudur demek “ açıkça YALAN SÖYLEMEKTİR.
Bu yalanı söyleyenlerde gerçeği bilmektedirler. O nedenle “mezarlık içinde geçerken korkudan ıslık çalıyorlar” O nedenle “su verildikten 15 gün veya bir ay sonra bazı sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin hastalık yaygarası koparma kararı aldıklarını “ yalanını söylüyorlar. Bu yalanı söyleyenler nerede, ne zaman, hangi örgütlerle bu kararın alındığını belgeleyemezlerse NAMERTTİRLER. Çünkü “zehirli” Kızılırmak suyu ile birlikte hastalıkların artacağını kendileri de biliyor. Bildikleri için şimdiden çamur atıyorlar.
TÜDEF’in Büyükşehir Belediyesinin su konusunda yolsuzluk, usulsüzlük ve görevi ihmalleri nedeniyle yaptığı başvuruda hala adliye raflarında bekliyor. Sebebi ise İçişleri Bakanlığının bu yolsuzluk ve usulsüzlükleri soruşturmak üzere İZİN VERMEMESİDİR. Yani ANKARA Büyükşehir Belediyesinde işlenen suça iktidar ortaktır. İktidar suçluyu koruyup kollamaktadır. Dahası suça ve suçluya yataklık yapmaktadır. Soruşturmaları engelleyen, izin vermeyen “AK” PARTİ iktidarı Kızılırmak’ın zehirli çamuru ile kapkara olmuştur.
B.Şehir Belediye Başkanının bir başka yalanı ise kirli Kızılırmak suyunun geliş tarihidir. Kasım ayında “suyu” akıtacağım diyen İ.Melih GÖKÇEK, müteahhit ve taşeronlara yaptığı tüm baskıya rağmen hattı bitirememiş, önce Ocağa ertelemiş, şimdide Mart 2008’e gün vermiştir. Biten borulara deneme suyunu veriyoruz diye ilan etmişler,(23/1/2008) su boru hattında kaybolmuştur. Sonrasında gazetelere “hava soğuktu, kaynaklar tutmadı, bazı yerlerde kaçak oluştu, contalar iyi yapışmadı” gibi gerekçeler uydurmuşlardır.(12 Şubat Burhan Yazar)
Federasyonumuzu, köylüler aramaktadırlar. Bir sabah kalktıklarında kendilerine haber bile verilmeden tarlalarına kanal açıldığı için. Bu güne kadar kamulaştırma yapmadıkları ve kamulaştırma parası ödemedikleri için. Taşeronlar aramaktadır. Yaptıkları imalatın parasını daha alamadıkları için. İşçiler aramaktadır, müteahhit ve taşeronların maaşlarını ödemediği için. Bütün bu geçekler orta yerde dururken B.Şehir Belediyesi şimdi 30 adet alt-üst geçit ihalesine hazırlanıyor. Gerede projesinin 350 milyon dolarını geçitlere-şehir içi oto-yollara savuranlar yeni savurganlıklar peşinde koşuyorlar.
ASKİ’nin borularından geçen yolsuzluk, usulsüzlük ve çirkefler , BEL-KO’nun başında patladı. Ortalığa saçılan pis koku daha işin başında İ.Melik GÖKÇEK’de içine aldı. Oyunda rol verilen birinci kadın “açtırmasınlar ağzımı, büyükbaşların isimlerini zikrettirmesinler. Beyazda bilsin, GÖKÇEK’te bilsin” haberleri gönderiyor. Sahi , “büyükbaş”lara ve GÖKÇEK’e soruyoruz? Bilinenleri bize de anlatmaya cesaretiniz var mı?
Ali ÇETİN
Genel Başkan






